top of page

Yaşamaya Dair/About Living by Nazim Hikmet

This wonderful poem was sent to me by my very good friend Seda Sürel from Istanbul. It is a poem by the Turkish poet Nazim Hikmet and was a song by Fasil Say.


Bu harika şiir bana İstanbul'daki çok yakın arkadaşım Seda Sürel'den geliyor. Türk şair Nizam Hikmet'in bir şiiridir ve Fasıl Say tarafından seslendirilerek ünlenmiştir.


There were several English translations online that ranged from Google Translate to a somewhat clunky word-forword translation, and someone's attempt at a literary translation. I looked at all of them, then tried my own humble translation. So I cannot take full credit for the translation.


Çevrimiçi olarak, Google Çeviri'den kelimesi kelimesine çeviriye ve birinin edebi çeviri girişimine kadar değişen çeşitli İngilizce çeviriler vardı. Hepsine baktım, sonra kendi mütevazi çevirimi denedim. Bu yüzden tam kredi alamam.


Here is a link to a dramatic reading of the poem in Turkish by the actor Genco Erkal accompanied by a full orchestra. Even if you don't speak Turkish, it will stir your emotions. Read a long with it.


Oyuncu Genco Erkal'ın tam bir orkestra eşliğinde şiirin Türkçe dramatik okumasının linki aşağıdadır. Türkçe bilmeseniz bile duygularınızı harekete geçirir. Onunla uzun bir süre okuyun.


https://www.youtube.com/watch?v=PJFR3p7UwU0


Living is no joke,

you must live earnestly

like a squirrel for example,

Expect nothing except and beyond living,

Living must be your whole occupation. You must take living seriously, To such an extent that, if your hands are tied behind your back

And your back is to the wall

Or you are in a laboratory wearing a white smock and big eyeglasses

You must be prepared to die for people

Even those you have never seen Even though nobody forced you to do so. You know that living is the most real, most beautiful thing. You must take living so seriously that you will plant olive trees when you are seventy!

And not because you want to pass them onto your children.

But only because you don’t believe in death, even though it scares you,

But life is a weightier matter. Let us say…

that you are sick and need surgery.

There is always the possibility that you will never get up from the white table. You can’t help feeling grief about passing away too soon, but still—

You will laugh at a good joke, look out the window to see if it is raining,

Or wait anxiously to hear the next news report.

Let us say…

that there is a cause worth fighting for

and you are on the battlefield

and fall on your face during the first charge suppose we are on the battlefield. Over there, in the first attack, on the first day we may fall on the ground on our face. We will know this with a somewhat strange grudge, but we will still wonder like crazy the result of the war that will possibly last for years. Let us say…

we are in prison and close to 50 but there are still eighteen years until the iron door opens. We would still live with the people, animals, fights and winds in the outer world beyond the walls. I mean, however and wherever we are we must live as if there is no death... This earth will cool down, a star among all the stars, one of the tiniest, Just a grain of glitter in the blue velvet, this big world of ours. Someday this earth will cool down , not even like a pile of ice or a dead cloud, it will roll like an empty walnut in the pure endless darkness. You must feel the pain of this now, You must feel the grief right now. You must love this world so much to be able to say "I lived"...



YTaşamak şakaya gelmez, Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın Bir sincap gibi meselâ, Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, Yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın, Hem de o derecede, öylesine ki, Meselâ, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, Yahut kocaman gözlüklerin, Beyaz gömleğinle bir laboratuvarda Insanlar için ölebileceksin, Hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, Hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, Hem de en güzel en gerçek şeyin Yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, Yetmişinde bile, meselâ, zeytin dikeceksin, Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, Yaşamak yani ağır bastığından.

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, Yani, artık o beyaz masadan hiç kalkmamak ihtimali de var. Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini Biz yine de güleceğiz anlatılan Bektaşi fıkrasına, Hava yağmurlu mu diye bakacağız pencereden, Yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz En son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, Diyelim ki, cephedeyiz. Orda daha ilk hücumda, daha o gün Yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, Fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz Belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu.

Diyelim ki, hapisteyiz, Yaşımız da elliye yakın, Daha da on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. Biz yine de dışarıyla beraber yaşayacağız, Insanları, hayvanları, kavgası ve rüzgârıyla Yani, duvarın arkasındaki dışarıyla. Yani, nasıl ve nerde olursak olalım Hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak...

Bu dünya soğuyacak, Yıldızların arasında bir yıldız, Hem de en ufacıklarından, Mavi kadifede bir yaldız zerresi yani, Bu koskocaman dünyamız. Bu dünya soğuyacak günün birinde, Hattâ ölü bir bulut Yahut bir buz yığını gibi de değil, Boş bir ceviz gibi yuvarlanacak Zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.

Şimdiden acısı çekilecek bunun, Duyulacak mahzunluğu şimdiden. Böylesine sevilecek bu dünya "Yaşadım" diyebilmen için...

Living is no joke, you must live earnestly like a squirrel for example, Expect nothing except and beyond living, Living must be your whole occupation.

14 views0 comments

Recent Posts

See All

Comments


bottom of page